BERKİN’İN UYKUSU 500. GÜNDE… ADALET NEREDE….

Açıklama No: 
406

AÇIKLAMA NO: 406

BERKİN’İN UYKUSU 500. GÜNDE…

ADALET NEREDE….

 

Berkin ELVAN 14’ünde bir fidan. Başına nişan alarak Berkin’imize  ateş eden katiller 500 gündür dolaşıyor aramızda. 500 gündür suçlarına yeni suçlar eklendi mi bilinmez. Ama onu koruyanlar,  kimliğini gizleyenler, delillerin ortaya çıkmasını engelleyenler suç işlemeye devam ediyor. Başkatil hakaretlerine, katillerine güven vermeye devam ediyor.

 

Ve  Berkin için adalet isteyenler, 500 gün once yüreklerine düşün öfkeyi büyüttüler. Berkin için adalet isteyenler hakkındaki davalar büyük bir hızla açılırken, Berkin için adalet isteyenler tutuklanırken, Berkin için adalet istemek suç sayılırken  büyüdü öfkeleri, öfkelerimiz..

 

Evet öfkeliyiz, hem de çok….Gözümüzün içine bakarak yalan söylendiği için, katiller pervasızca korunduğu için, bürokrasi maskesi altında Berkin’in davası zamana yayılıp unutturulmaya çalışıldığı için, hala çocuklarımız, gençlerimiz katledilmeye devam edildiği için öfkeliyiz…

TORUNLARIN KATİLİ KARAMAN DA İŞ BAŞINDA

Açıklama No: 
405

HALKIN HUKUK BÜROSU 

Gürsel Mah. Çevik Sok. No:13/10

Kâğıthane/İSTANBUL

Tel/Faks 0212 296 31 59                                                                        halkinhukuk@gmail.com

 Açıklama No: 405                                                                                         Tarih: 29.10.2014

 

TORUNLARIN KATİLİ KARAMAN DA İŞ BAŞINDA

 

Gün geçmiyor ki yeni bir iş cinayeti haberi almayalım. Adana’dan İstanbul’a,  Siirt’ten Zonguldak’a her yerden iş cinayeti, her yerden işçi ölümü haberi geliyor.

Her yerde ölüm var… ölüm var… ölüm var…

 Torunlar inşaatta asansör 33. Kattan yere çakılmıştı.

Nisan ayında da, 19 yaşındaki bir işçi aynı inşaatın 15. katından düşerek hayatını kaybetmişti.

 Zonguldak’ta başına kalas düşmüştü. Soma’da yerin yüzlerce metre altında kalarak nefessizlikten boğulmuştu.

 Ordu da 6 işçi elektrik akımına kapılarak ölmüştü.

 Kartal da iskele çöktü…

kah ezildiler, kah boğuldular ama ölümleri acılı oldu. Belki son anlarında bile işkence yaşadılar

Tuzla da denizden çıkarılmış bir tersane işçisinin cesedi vincin ucunda sallanırken köpekler altında havlıyorlardı. Somada battaniyelere sarıldılar, Torunlarda paramparça oldular. Hepsi tanınmaz haldeydi. Eşlerine annelerine kardeşlerine son bir sevgili bakıştan yoksundular. Belki tebessüm edecek ve geride kalanların acılarını hafifleteceklerdi. Ama olmadı olamazdı.

 

İş kazası dedikleri bu katliamlarda en fazla olay kömür ve linyit çıkartılması sırasında ve şantiyelerde meydana gelirken, bu oranı fabrika metal ürünleri sanayinde çalışan işçiler izliyor.

Ölümler daha çok sıkışma, ezilme, batma, kesme gibi sonuçlar ile meydana gelirken, makinelerden kaynaklı kazalar hem binlerce ölüme hem de sakat kalmalara sebep oluyor.

İşçiler ölmeseler bile kopan parmaklarını, kollarını, kendileri taşıyıp hastanelere yetişiyorlar. Çalışamaz hale gelmiş bin bir acılar içinde yaşam sürdüren yaralıları saymıyoruz bile. Beşiktaş’taki Vodafone Arena inşatının yapımı sırasında da yaralanan işçinin beli kırılmıştı.

Dün de Karamanın Ermenek ilçesinde 18 işçi madende mahsur kaldı. henüz akıbetleri açıklanmadı. Yeraltı su seviyesinin altındaki bölümde meydana gelen olayda ocaktaki 26 işçiden 8'i kendi çabalarıyla kurtulabildi.

Oysa adı geçen kömür havzasında su basıncının yüksek olduğu ve tam randımanlı pompaların olması halinde bile yine de yüksek risk taşıdığı biliniyordu.

Kim sorumlu şimdi bu kazadan? Torunlar inşattaki gibi patronları aklayanlar mı, yoksa kurtulan nasıl kurtuldu, onlar da daha atik davranmalıydı diyenler mi?

 

Kim…kim…? Cevap çok açıktır, bellidir…

Örgütlenmeliyiz; Örgütlenecek doğru dürüst sendika yoksa derneklerde, yoksa birliklerde ama mutlaka örgütlenmeliyiz.

Toplanmalıyız, kafa kafaya vermeliyiz, yumruklarımızı birleştirmeliyiz, adımlarımızı birleştirmeliyiz. Emeğimizi, zamanımızı birleştirmeliyiz. Bazen bir sokakta, bazen işyerinde, sendikada, dernekte ya da camide, cemevinde, kilisede farketmez; toplanmalıyız.

Emeğin hakkı için, emekçinin özgürlüğü ve güvenliği için dövüşenler ve emekçiler; gerekirse tek tek dolaşmalıyız maden havzalarını, inşaatları, tersaneleri… tek tek teşhir etmeliyiz,  yapışmalıyız yakasına sömürücülerin…

Örgütlenmeli ve bu ahlaksız, bu vahşi kar hırsı ile bizleri hunharca öldüren, sakat bırakanlara karşı durmalıyız…

 

HALKIN HUKUK BÜROSU

 

BERKİN ELVAN HAKARET EDEN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSU!

 

BERKİN ELVAN’IN KATİLLERİNİ KORUYUP KOLLAYAN, KORKUSUNDAN HER FIRSATTA BERKİN’E VE AİLESİNE SALDIRAN, SON OLARAK DA 22 EKİM 2014 TARİHİNDE YAPTIĞI KONUŞMASINDA 15 YAŞINDA KATLEDİLEN FİDANIMIZA HAKARET EDEN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUZ.

BERKİN’İMİZİ SAHİPLENMEK, KATİLLERDEN HESAP SORMAK İÇİN HEP BİRLİKTE ORADA OLALIM.

 

TARİH    : 28 EKİM 2014, SALI

SAAT     : 12:00

YER       : ÇAĞLAYAN ADLİYESİ  C KAPISI

 

HALKIN HUKUK BÜROSU 

BERKİN ELVAN’IN KATİL ZANLILARINDAN BİRİNİN KİMLİĞİ BELLİ OLDU!

Açıklama No: 
404

BERKİN ELVAN’IN KATİL ZANLILARINDAN BİRİNİN KİMLİĞİ BELLİ OLDU.
DİĞER ÜÇ POLİS HALA KORUNUYOR.
UYARIYORUZ!
KATİLLERİ BULUP YARGILAMAZSANIZ
HALK KENDİ ADALETİNİ UYGULAMAK ZORUNDA KALACAKTIR.

Bir yılı aşkın bir süredir sürüncemede bırakılan, şüpheli polislerin emniyet ve siyasi iktidarca açıkça korunduğu, Berkin ELVAN soruşturması dosyasına 2 Ekim 2014 tarihinde giren yeni belgelerden de bir kez daha anlaşıldı.

Gelen belgeler içinde,  Ulusal Kriminal Büronun 05.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda 3. Numaralı resimle gösterilen, talimatları verdiği hem tanık anlatımlarınca hem de bilirkişi raporuyla tespit edilen komiser yardımcısı polisin (sarışın amir)adının K. E. H. olduğu belirtildi. Ancak 1, 2 ve 4 numara ile gösterilen polislerin, eşgalleri belirgin ve o zaman dilimi içinde hangi ekiplerin  “görevli “ olduğu belli olduğu halde açık kimlik bilgilerine ulaşılamadığı söyleniyor.

Bu belgelerin incelenmesinde yaptığımız tespitler aşağıdaki gibidir.
- 05.05.2014 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak savcı Faruk BİLDİRİCİ 07.05.2014 tarihli yazıyla, bilirkişi raporunda belirlenen polislerin kimlik bilgilerini, görev yerleri ile bu tarihte hangi silahı kullandıklarının belirtilmesini istemiştir. Ancak Emniyetçe cevabi yazı, tam 4 ay 25 gün sonra,  02.10.2014 tarihinde dosyaya gönderilmiştir.

- Olay günü olay yerinde “görev” yaptığı tespit edilen ve dosyaya bildirilen polis memurlarının tamamının fotoğrafı savcılık tarafından Emniyet Müdürlüğü’nden 02.05.2014 tarihinde istenmişse de, cevap, tam 5 ay sonra 02.10.2014 tarihinde dosyaya gönderilmiştir.

- Dosyaya 02.10.2014 tarihinde gönderilen görüntü izleme ve tespit tutanakları, izleme tarihinden dört ay sonra dosyaya gönderilmiştir.

GÖRÜLMEKTEDİR Kİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ SORUŞTURMAYI SÜRÜNCEMEDE BIRAKMAKTADIR.
- Gönderilen cevapta personelden bazılarına görev değişikliği nedeniyle ulaşılamadığı, bu nedenle fotoğrafların eksik gönderildiği belirtilmiştir.

HİÇBİR YASA DEĞİŞİKLİĞİ, HİÇBİR CEZA TEHDİDİ ADALET İSTEĞİNİ DİZGİNLEYEMEZ "CEZALAR AĞIRLAŞIYOR" YAYGARASI PSİKOLOJİK SAVAŞ TAKTİĞİDİR

~~
HİÇBİR YASA DEĞİŞİKLİĞİ, HİÇBİR CEZA TEHDİDİ
ADALET İSTEĞİNİ DİZGİNLEYEMEZ
“CEZALAR AĞIRLAŞIYOR” YAYGARASI
PSİKOLOJİK SAVAŞ TAKTİĞİDİR!

Ne zaman siyasi iktidar yeni bir yasal değişiklikten bahsetse, halka, hak ve özgürlüklere karşı bir saldırı dalgasının daha yükseleceğini anlıyoruz. Ya da tersinden söylemek gerekirse ne zaman sokaklarda oluk oluk kanımızı akıtsalar, ne zaman dizginsiz bir saldırı başlatsalar hemen bunun yasal kılıfını hazırladıklarını görüyoruz.Yasa değişiklikleri saldırının hem habercisi, hem kılıfıhem de dayanağı olabiliyor.  Ama koparılan yaygaranın asıl hedefi halkın yüreğine korku salmak, korkutarak sindirmektir.  Yapılacağı söylenen yasa değişiklikleriyle hayata geçecekmiş izlenimi uyandırılan düzenlemeler fiiliyatta zaten halkımızın maruz kaldığı uygulamalardır.

Kobane’deKürt halkımızın IŞID çetesine karşı sürdürdüğü direniş ve mücadeleyle dayanışmak için Türkiye genelinde yapılan eylemlerepolis vahşice saldırdı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “polisimiz yalnızca kalkan mı tutacak?” diyerek saldırının şiddetini de belirlemiş oldu.Sadece İstanbul’da yapılan eylemlerde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce açıklanan rakamlara göre  06-13 Ekim 2014 tarihlerinde gerçekleştirilen eylemlerde 102’si yaşı küçük, toplamda 348 kişi gözaltına alınıp işkencelerden geçirildi. 10 kişinin ise tutuklandığı belirtiliyor.  Yine Kobane’yle dayanışma eylemlerinde bir hafta içinde 46 kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

KATİL Mehmet Ağar'ın Duruşmasına Çağrı

TBMM Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadede "Ne yaptıysam devlet için yaptım" diyordu katil Mehmet Ağar. “Bunu bir devlet görevi olarak gördüm, tanımladım. Devlet “gel” dedi geldik, “git” dedi gittik.” diyordu.

Evet, O ne yaptıysa devlet için yapmıştı. Ne yapmıştı? "1000 gizli operasyon." Susurluk'tan sonra kendisi itiraf etmişti bunu. “Bana soracağınız her sorunun cevabı MGK’da.. Toplayın devletin zirvesini, orada konuşalım.” demişti. Devletin talimatıyla binlerce devrimciyi, vatanseveri katlettiğini açıkça itiraf ediyordu.

"1000 gizli operasyon", ölüm mangalarının kurulmasıydı. "1000 gizli operasyon", binlerce cinayet, infaz, katliam, gözaltında kayıplardı. "1000 gizli operasyon", faşist mafya çeteleri, uyuşturucu tacirliği, kumar, kara paraydı. "1000 gizli operasyon", Susurluk'tu.

ÜMRANİYE’DEN BUCA’YA, ULUCANLAR’DAN 19 ARALIK’ A VAHŞETE DE DİRENİŞE DE TANIĞIZ ADALETSİZ KALMAYACAĞIZ!

Açıklama No: 
402

ÜMRANİYE’DEN BUCA’YA, ULUCANLAR’DAN 19 ARALIK’ A
VAHŞETE DE DİRENİŞE DE TANIĞIZ
ADALETSİZ KALMAYACAĞIZ!

“…26 Eylül 1999’da Ulucanlar’da katledilenleri, sabahı beklemeyi yasakladıkları için, gecenin ilerleyen saatlerinde, mezarlığa soktuğumuz arabaların far ışığında gömmüştük. Bizi acele ettirerek ölülerin vücutlarındaki işkence izlerini tespit etmemizi engellemeye çalışıyorlardı. İz derken neyi kastettiğimizi anlayabilmeniz için kendi çektiğimiz fotoğraflardan sadece bir-iki tanesini eke koyduk. Alışık değilseniz bakmayın. Biz çektik ama hiç alışmadık…Bizim kadar ağıt, bizim kadar yas, bizim kadar öfke biriktirmiş insanların yanında, en güzeli cenaze bahsini hiç açmamaktı. Biz Kasaplar deresinden, Cizre’ye; Kutu deresinden, Sason’a kadar bütün sahipsiz kemiklerin sahibi, ıssız mezarlıkların ıssıyız. Devletin katlettiği kimsesizlerin kimsesiyiz. Biz ölülerin avukatıyız…”

(24-25-26 Aralık 2013/ Silivri - “Savunma”mızdan…)

26 Eylül 1999… Ankara’nın orta yerinde, gecenin üçünde… “tutuklu ve hükümlüler sayım vermiyor, gardiyanlar denetim ve gözetim için koğuşa giremiyor” gibi gerekçeler ileri sürülerek 10 devrimci tutsak, vahşice katledildi. İsmet KAVAKLIOĞLU, Abuzer ÇAT, Halil TÜRKER, Mahir EMSALSİZ, Önder GENÇARSLAN, Zafer KIRBIYIK, Habip GÜL (Nevzat ÇİFTÇİ), Ümit ALTINTAŞ, Ahmet SAVRAN ve Aziz DÖNMEZ işkencelerden geçirilerek öldürüldüler.

Ulucanlar Katliamı, devletin hapishanelerde yaptığı katliamlar içinde özel bir öneme sahiptir. Ulucanlar’da tutsaklara yaşatılan vahşet 19-22 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye birden eşzamanlı olarak gerçekleştirilen, ülkenin en büyük hapishaneler katliamı olarak tarihe geçen “Hayata Dönüş” katliam saldırısının bir hazırlığı, provası niteliğindedir.

Otopsi raporları, tüm eksikliğine ve yanlılığına rağmen cesetlerde ağır darp izleri bulunduğunu, ateşli silahla hayatını kaybetmiş kişilerin kemiklerinin kırık olduğunu tespit etti. Otopsi sırasında çekilen fotoğraflar ise katliam konusunda yoruma yer bırakmadı. Sabah saatin 3’ünde arama yapmaya geldiklerini söyleyen askerler MP–5, G–3 ve Kaleşnikof gibi silahlarla hapishaneyi kuşatmışlardı. Olayı yaşayanların anlatımları, otopsi raporları ve daha sonra hapishanede yapılan inceleme, tutsakların yoğun ateşe maruz kaldıklarını, biber ve göz yaşartıcı gazların yanı sıra kükürt ve başkaca gazlardan etkilendiklerini hatta doktorların bile tespit edemediği başka kimyasal maddelere maruz bırakıldıklarını ortaya koydu. Bu sonuç operasyonun planlı ve öldürmeye yönelik yapıldığını anlatmaktaydı.

Gizlenmesinin, aklanmasının, üstünün örtülmesinin mümkün olmadığı bu vahşetinin sahiplerine dokunulmadı. Ulucanlar Katliamı nedeniyle, katliamdan sağ kurtulan tutsakların cezalanlandırılmaları istemiyle dava açılırken, katliam saldırısına katılan devlet görevlileri hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair istemle dava açıldı. Yani takipsizlik kararı vermek yerine kamuoyunu oyalamak için göstermelik olarak dava açıldı. Mahkeme “sanıkların maktuller yönünden açılan kamu davası nedeni ile haklarında ceza verilmesine yer olmadığına,” dair hüküm verdi. Hrant DİNK' in öldürülmesi olayında Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı olan Kıdemli Albay Ali Öz'ün, bugün emekli olan Diyarbakır’ın JİTEM komutanlarından Binbaşı Zahit ENGİN’in de aralarında bulunduğu 161 sanık, görevlerini yapmışlardı! Karar Yargıtayca her iki davanın birlikte yürütülmesi gerektiği gerekçe gösterilerek bozuldu. On beş yıldır katiller hala cezalandırılmadı…

Katliam döneminin Başbakanı Bülent ECEVİT, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Saadettin TANTAN, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, katilamın askeri sorumluları Jandarma Komutanı Yarbay Ali Öz, Binbaşı Zahit ENGİN idi. Bu kişilerin, Ulucanlar katliamının öncesi ve sonrasında başkaca işkence ve katliamlarda yer almaları suçluların neden cezasız bırakıldığının da açıklamasıdır. Katillerin elini soğutmamak gerektiği için, halk adaletsiz bırakılır.

Bugün Ulucanlar Katliamı, yargı adaletsizlikleriyle, hasta tutsakların sessizce imha edilmesiyle, kimi kez açıktan kimi kez gizlice sürmektedir. Engin ÇEBER ve Güler ZERE katliamların bu iki biçimine de örnektir. AKP iktidarı, Ulucanlar’ı müze yaparken, “geçmiş”i mahkûm edip geçmişle hesaplaşıldığı görüntüsü yaratmak istemektedir. Oysaki sorumlular bellidir, yargılanıp cezalandırılabilir.

AKP, Ulucanlar’ı müze yaparak Ulucanlar’ın bugünle tarihsel bağını koparmaya çalışmaktadır. O müzede AKP ye dokunmayan uzak geçmiş vardır, ancak bugünün yüklenilmesi gereken tarihsel sorumluluğunu hatırlatan, adlarını kanla tarihe yazan devrimciler yoktur. Müzeyle hedeflenen de budur. Müzeler toplumların hafızasıdır, hafızayı canlı kılmak adına bir misyon yüklenirler. AKP ise katliamlardaki sorumluluğunu gizlemek, unutturmak adına Ulucanları müzeye çevirmiştir. Nafiledir… Duvarında “Kanla yazılan tarih silinemez” yazan bu taş bina ne katledilen devrimcilerin ne de katledenlerin unutulmasının mümkün olmadığını anlatmaktadır.

Ulucanlar katliamının 15. Yılında bir kez daha “ON”ları saygıyla, bağlılıkla anıyor, tüm devrim şehitleri için, adaletsiz bırakılmış halkımız için mahkemelerin adaletsizliklerine teslim olmayacağımızı, bütün yasal ve meşru yolları zorlayarak hak arayışımızı sürdüreceğimizi onların manevi huzurlarında bir kez daha tekrar ediyoruz.

ULUCANLAR ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!

UNUTMAYACAK AFFETMEYECEĞİZ!

HALKIN HUKUK BÜROSU

SOL İÇİ ŞİDDET, “TARAFSIZLIK” VE ÇHD ÜZERİNE HALKIMIZA VE MESLEKTAŞLARIMIZA ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

Açıklama No: 
401

HALKIN HUKUK BÜROSU
Gürsel Mah. Çevik Sok. No:13/10
Kâğıthane/İSTANBUL
Tel/Faks 0212 296 31 59                                                                 halkinhukuk@gmail.com

Açıklama No:   401                                                                                                 24.08.2014

 

SOL İÇİ ŞİDDET, “TARAFSIZLIK”  VE ÇHD ÜZERİNE
HALKIMIZA VE MESLEKTAŞLARIMIZA ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

Bir süredir değişik mecralarda, özellikle sosyal medyada, bizim de yıllardır üyesi olmaktan ve emek vermekten onur duyduğumuz ÇHD’nin “özeleştiri” vermesi talebine sıkışıp kalmış (bilinçli olarak sıkıştırılan)  bir tartışma yürütülmektedir. Tartışmanın konusu 29 Temmuz’da Nurtepe-Çayan mahallesinde Halk Cephesi tarafından Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın seçim çalışmalarına “siyaset yasağı” uygulandığı iddiası ile başlayan ve kısa sürede İstanbul’un dört mahallesine yayılan; yüzlerce kişinin yaralanması, demokratik kurumların basılması/kurşunlanması/yakılması, halka ait ev ve iş yerlerinin kurşunlanması/yakılması vb. biçimlerde tezahür eden sol provokasyonla ilgili olarak yapılan bir basın toplantısına ÇHD İstanbul Şubesinin yer vermiş olmasıdır.
Öncelikle ifade etmek isteriz ki, ÇHD içinde farklı siyasal aidiyeti olan birçok arkadaşımızla devrimci mücadeleyi büyütmek; ezilenlerin, yoksulların, ekonomik, siyasal ya da ulusal nedenlerle egemenlerin baskı ve şiddetine maruz kalanların hak ve özgürlük mücadelesinde ÇHD’nin konumunu güçlendirmek için çalışmaktayız. Bizler HHB çalışanı avukatlar olarak, bugüne kadar, beraber ya da ayrı olarak bu çabamızı, aynı ya da farklı birçok oluşumda var etmekten geri durmadık. Bu anlamda sınıf mücadelesinin mütevazı bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz...
Yaklaşık üç haftadır sürdürülen bu kısır tartışma “meselenin özü”nü, yani her platformda mahkum edilmesi gerektiğine inandığımız “sol içi şiddet”i de gölgede bırakan, dost-düşman ayrımını silikleştiren, ne oluğu belirsiz bir “tarafsızlık”  üzerine şekillenen ve asla devrimci bir kuruma “yer verme meselesi”yle doğrudan ilgili olmayan bir “tartışma” boyutuna ulaşmıştır.  ÇHD’yi ileriye taşıma amacından ve niteliğinden uzak bu kısır tartışmayı üzülerek izlediğimizi de ifade etmek gerekiyor. Ancak üzüntümüzün sebebinin asla üyeleri olarak bizim ve bir demokratik kitle örgütü olarak ÇHD’nin almış olduğu tutumun yanlışlığı ve bu yanlışlığın mevcut tartışmalara sebep olduğu şeklinde bir algı olmadığını da belirtmekte yarar var. Bilakis tarihsel ve siyasal olarak bulunduğumuz yerin doğruluğunun, “sol içi şiddet” konusunda aldığımız tavrın haklılığının bilincindeyiz.

DEVRİMCİ TUTSAK SERDAR POLAT’IN YARGILANMASINA DEVAM EDİLİYOR!

DEVRİMCİ TUTSAK SERDAR POLAT’IN YARGILANMASINA DEVAM EDİLİYOR!

 

20.09.2013 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne yönelik eylem sonrasında vurularak yakalanan müvekkilimiz Serdar POLAT, yakalandığı andan itibaren işkencelere maruz kalmıştır. Kendisine uygulanan işkencelerden sonra da hakkında açılan dava ile bir çok suçtan ağır cezalarla cezalandırılmak istenmektedir.

Müvekkilimiz Serdar POLAT’ın yargılandığı davanın duruşması Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde 18.08.2014 tarihinde görülecektir. Tüm meslektaşlarımızı ve halkımızı devrimci tutsak Serdar POLAT’ın mahkemesini izlemeye çağırıyoruz.

 

YER: Ankara Adliyesi-9.Ağır Ceza

TARİH: 18.08.2014

SAAT:10.00                                                      HALKIN HUKUK BÜROSU

TAYLAN TANAY'IN HALKIN HUKUK BÜROSU İLE İLİŞKİSİ KESİLMİŞTİR!

Açıklama No: 
400

 

TAYLAN TANAY'IN BÜROMUZLA İLİŞKİSİ KESİLMİŞTİR

 

"Halkımıza, yoldaşlarımıza ve müvekkillerimize;

 

Sizlere duyduğumuz saygının ve sorumluluğun bir parçası olarak yakın zamana kadar büromuzda avukatlık yapmış olan Taylan Tanay ile ilgili bir açıklama yapmak gerektiğini görüyoruz.

 

Taylan Tanay'ın büromuzla politik, ideolojik, kültürel, fiili hiçbir bağı kalmamıştır. NEDEN;

 

Halkın Hukuk Bürosu, kurulduğu yıldan bu yana, değerler yaratmış, kapitalist rekabet ortamının kirli ilişkilerine alternatif bir avukatlık pratiğinin yaratılıp geliştirilebileceğini savunmuş ve bu uğurda bedeller ödemiştir. Ne devlet tarafından gelen tehditlere, gözdağlarına, infaz ve tutuklama saldırılarına ne de burjuva ideolojisinin dayattığı ve sinsi bir biçimde yaymaya çalıştığı kültüre, kimliğe, statükoya teslim olmuştur. Kapitalist düzenin kültürel ve ideolojik saldırılarına karşı pasif bir direngenlik yerine açıktan ve fiili olarak mücadele etmiştir.

Halkın Hukuk Bürosunun yarattığı geleneği ayakta tutan, ilerleten ve geliştiren güç ilke ve kurallarıdır. İlkelerimiz başımızı dik tutarak düşmanın gözünün içine bakmamızı sağlamıştır.